Türk Mutfağı’nın Bölümleri

Mutfağımız üç ana bölümde incelenir:

1) Saray mutfağı

2) Konaklar

3) Esnaf lokantaları ve tatlıcılar

 

Mutfağımızın öğünleri kayıtlarda şöyle geçer:

a) Sabah

b) Öğlen

c) Akşam

d) Yat geberlik

 

Ayrıca halk arasında gelenek haline gelen toplu yenen yemekler de sırası ile şu şekilde sıralanır:

  • Doğum yemeği
  • Diş buğdayı
  • Sünnet ziyafeti
  • Asker uğurlama
  • Söz kesme
  • Nişan yemeği
  • Nikah yemeği
  • Gelin hamamı
  • Çeyiz asma
  • Kına gecesi
  • Düğün ziyafeti
  • Yüz açma
  • Ölüm yemekleri

 

Kutsal Günler

  • Ramazan Bayramı
  • Kurban Bayramı
  • Mevlit Kandili
  • Regaip Kandili
  • Miraç Kandili
  • Beraat Kandili
  • Kadir Gecesi
  • Aşure Günü
  • Mevlitler

 

Diğer Günler

  • Hıdrellez
  • Nevruz
  • Zekeriya Sofrası gibi…

 

Osmanlı Mutfağı’na baktığımızda balık yok denecek kadar azdır. Bizans’ta ancak yoksul kişiler ve keşişlerin rağbet ettiği bir besin maddesi olarak görülmüştür balık. Karides, ıstakoz, midye, kalamar gibi yiyecekler pek fazla rağbet görmemiş, saray mutfaklarında daha çok koyun, kuzu, tavuk ve yahniler ön sıralarda yer almıştır. Başlangıçta sade ve abartısız olan Türk Mutfağı 23 yaşında tahta geçen Fatih Sultan Mehmet ile zenginleşir. Sebebine gelince Osmanlı bir cihan devletidir. O da bir cihan padişahıdır. Onunla birlikte sofralara balık yumurtası, havyar, karides, kurutulmuş balık, marina balığı gibi yeni tatlar girer. En çok çorba, pilav, et yemekleri, tatlı ve turşular; zerde, sütlaç, tavukgöğsü ve helvalar revaçtadır. Tatlılardan ise baklava baş sırayı alır.

 

İçeceklere gelince su en revaçta olan içecektir. Şerbetler, şuruplar, hoşaf, boza  ve kahve de çok itibar görür. Özellikle gül şerbetimiz dillere destan olmuş, şiirlere ve ilahilere ilham kaynağı olmuştur. Türk Mutfağı’nı değerli kılan diğer bir unsur da kullanılan malzemelerin kalite açısından en iyi üretildiği yerlerden teminidir.

 

Mesela;

  • Trakya ve Karadeniz’den koyun,
  • Varna’dan yağ ve pekmez
  • Trabzon ve Urfa’dan yağ
  • Mısır’dan pirinç, mercimek, şeker, tarçın
  • Rusya’dan kelle şekeri, havyar, tuzlu balık
  • Malatya’dan kayısı, pirinç
  • Bursa’dan kestane
  • Odesa’dan un
  • Balkanlardan kaşar peyniri
  • Edremit, Girit ve Midilli’den zeytinyağı
  • Yemen’den kahve
  • Bağdat’tan medine hurması
  • Amerika’dan domates, yeşilbiber, patates ve mısır

 

Yoğurt bütün dünyaya bizden yayılmıştır. Bu sebeple mutfağımızda yoğurtlu yemeklere çok yer verilir. Yoğurt ile hazırlanan tarhana Türk kültüründe önemli bir yer tutar. Türklerin İslamiyet’i kabul etmeleri ile birlikte mutfaklar da bu anlayışa göre yön çizer. İnanç açısından haram ve mekruh olanlar kesinlikle sofralarda yer almaz haramdan kaçınılır, helal baş tacı edilir. Başlangıçta sofralar sade ve abartısızdır, sağlıklıdır, doğaldır ve her yemek bir şifa olarak düşünülür.

 

Çeşit açısından zenginlik göze çarpar. Bu kadar çok çeşide sahip olmaları Orta Asya’dan, Anadolu’ya gelinceye kadar geçtikleri topraklardan aldıkları, etkilendikleri yemek ve malzemeleri de yanlarında getirmiş olmalarıdır. Bir yandan geçtikleri yerin kültürünü alırken bir yandan da kendi kültürlerini o topraklarda bırakmışlardır.

 

At sırtında dolaşan atalarımız yanında taşıyacağı yiyeceklerin saklama şekilleri konusunda da birçok teknikler geliştirmiş, bütün dünyaya bunları öğretmiştir. Kurutulmuş et, tuzda balık, pastırma gibi. Yemek kültürümüzde en çok tüketilen malzeme koyun eti, süt ve süt mamulleridir. Göçebe hayatı yaşayan Türklerin Anadolu’ya gelip yerleşmeleri ile yemek kültürleri de buna paralel olarak değişim göstermiştir. Yerleşik yaşam tarzı sebze ve meyve yetiştirmeyi, buna paralel olarak da yemeklerinin içine etle birlikte sebzenin girmesini sağlamıştır.

 

Kanuni döneminde Osmanlı topraklarının genişlemesi ile çeşitli ülkelerin yemekleri de listelere eklenir. Mısır ve Kıbrıs’ın topraklarımıza katılmasıyla baharat kullanımında da bariz bir artma görülmüştür.

 

17. yy.’dan itibaren et yemeklerimizin içine domates girer ve salçalı et yemekleri itibar görür. 18. ve 19 yy.’da artık mutfağımız tamamen Avrupa mutfağının etkisi altında kalır. Abdülhamit Han, Meclis-i Mebusan üyelerine verdiği yemekte tamamen Avrupa tarzı bir mönüyü benimser. Böylece Mayonezli Levrek, Sebzeli Dana Eti gibi yemek çeşitleri ile Avrupalılaşma modelini sofralarımıza taşımış olur.

 

Zamanımızda ise evin hanımlarının da çalışıyor olması, zamanda tasarruf adı altında hazır yemeklere rağbeti arttırmıştır. Geleneksel mutfağımıza has yemeklerin unutulması birçok değerlerin kaybolmasını da kaçınılmaz kılmıştır.

 

Mutfağımız doğal, naturel, şifa verme özelliğine sahipken, bu gün dondurulmuş ve katkı maddeleri ile takviye edilmiş besinlerle bu özelliğinden gittikçe uzaklaşmaktadır.

turk-mutfagi-mutfagimizin-dunya-mutfaklari-ile-iliskisi

Kaynak: Mutfak Kültürümüz ve Pratik Yemek Tarifleri (Milli Gazete-Güzin Osmancık)

 

 

Bu yazı aylinn tarafından 17 Şubat 2014 tarihinde yazılmış.

Akıllı Telefonunuz ve “Sağlıklı Ya...

Merhabalar, Gün boyunca yanımızdan hiç ayırmadığımız, kimi zaman en iyi kimi zaman ise küstüğümüz dostum...

Çocuklarınıza Kızmakta Haklı Mısınız?...

Bir çok anne, genelde çocuğuna kızmakta haklı olduğunu düşünür. Ancak bu şekilde yanlışını anlayacağını ...

Kız İsteme Merasimi-Söz Töreni...

Merhabalar, 31.10.2015 tarihinde başımıza gelen ve daha nicelerinin geleceği güzelliklerin başlangıcını ...

Şok Market 12 Mart 2014 Çarşamba Haftanı...

Türkiye’nin en büyük market zincirlerinden biri olan Şok Marketleri’nin Çarşamba günleri müşterilerine s...

BURÇLAR
Bumerang
Bumerang - Yazarkafe

Aylinn.com © 2014 Her hakkı saklıdır. -- Google -- İletişim